top of page

Bir Son Dakika Sürprizi

Pencereden yatağına vuran güneş ışıklarıyla uyandı Cansu. İlk işi başucunda duran telefonuna bakmak oldu, alarmının çalmasına daha yirmi dakika vardı. Genelde yaptığının aksine, alarmı kapatıp yataktan kalkmayı tercih etti. Odanın ortasında uzun uzadıya gerindikten sonra, aynaya bakarak saçlarını tararken bu soğuk ama güneşli gün için yaptığı planları gözden geçirdi ve içinde bir kıpırtı canlandı. Heyecanlı ve hızlı adımlarla yüzünü yıkamaya giderken suratında hafif bir gülümseme vardı.


Cansu iki yaşındayken bir sabah aniden ilk adımlarını atarak yürümeye başladı. Anın heyecanıyla elindeki kahveyi halıya döken annesi sonradan lekeyi temizlemek yerine öylece bıraktı.


Yüzünü yıkadıktan ve telefonuna gelen mesajları kontrol ettikten, yani tamamen uyandıktan sonra annesinin hazırladığı kahvaltı sofrasıyla karşılaştı. Annesine bu kadar erken kalktığı için sitem etse ve dinlenmesini söylese de içten içe sevinmişti. Demek ki bugün daha iyi hissediyordu da yataktan kalkabilmişti, hem çayına şeker yerine anne sohbeti atmanın tadı da bir başkaydı şimdilerde.


Uzun uzadıya edilen kahvaltıyla enerji dolan Cansu saate baktığında bu enerjiyi hızlıca harcaması gerektiğini fark etti, geç kalıyordu! İçindeki kıpırtı yerini telaşa bırakırken elinde tuttuğu iki gömlekle annesinin karşısına dikildi. Aslında verilecek cevabı Cansu, annesi ve evdeki tüm menekşeler biliyorlardı ama yine de bu an yaşandı ve annesi mor renkli olanı seçti. Alelacele hazırlanan çantasıyla ve hızla fırçalanan dişlerle evden çıkmadan hemen önce annesine sıkı sıkıya sarıldı ve en ufak bir şey olursa dahi kendisini aramasını tembihleyerek hızla evden çıktı. Hemen sonra içindeki tedirginlik yerini yeniden küçük kıpırtılara bırakırken -ne demişler, enerjiler kaybolmaz!- ve Cansu hızla yürürken camdan kendisine bakan annesine el sallamayı da ihmal etmedi.


Cansu sekiz yaşındayken bir sabah kendi kendine uyanıp okul formasını giydi ve sırt çantasına sorumluluklarını koydu. Annesinin o sabah onu okul servisine bindirdikten sonra duygulanıp ağladığını hiç bilmedi.


Otobüs durağına on beş dakikalık tempolu bir yürüyüşle ulaşan Cansu durağa vardığı anda gelen otobüsüyle derin bir nefes aldı, işe geç kalma tehlikesi geride kalmıştı. Rutine ulaşmanın verdiği rahatlamayla “arkalara doğru ilerlerken” turşu kavanozunda bir kornişon gibi hissetti kendini ve içindeki rahatlama hissiyle bunun çelişkisine şaşırdı. Yol boyu arkadaş olan bir parça lahana turşusuyla bir kornişonun maceralarını düşünerek eğlense de yolculuk sonunda otobüsten inerken kavanozdan çıkıp sofraya geldiğini içten içe biliyordu.


Asansörü bozuk olan bu iş hanında beşinci kata hızla çıktıktan sonra kendisini bekleyen beyaz yakalı iş arkadaşları tarafından az biraz “Günaydın!” ve çokça klasörle karşılandı küçük stajyer Cansu. Sabah arayıp hasta olduğunu bildiren diğer stajyer Ahmet’in işleri de Cansu’nun kollarındaydı şimdi. Ancak bir buçuk saat süren etrafta koşturma ve fotokopi işlerini bitirdikten sonra rüyasız bir gece kadar koyu kahvesini hazırlayarak kendisine ayrılmış masanın başına oturup arkasına yaslanabildi.


Cansu on iki yaşındayken bir sabah kakaolu süt yerine kahve içti ve yanlışlıkla büyüdü. Annesi ne uyku mahmurluğuyla kahve ve kakao kavanozlarını karıştırdığını ne de Cansu’nun artık karşıdan karşıya geçerken sağına ve soluna bakmadığını fark etti.


Henüz eski püskü fotokopi makinasıyla yaşadığı yorucu ve can sıkıcı anları atlatamamışken özet notlar çıkarması ve önemli yerleri özellikle işaretlemesi gereken dosya yığınıyla karşı karşıya kalmıştı bir anda. Böylece daha güneş gökyüzündeki yükselişini tamamlamamışken Cansu bütün şevkini yitirmişti, üzerinde dolaşan çatal seslerini rahatlıkla duyabiliyordu. Bir süre amaçsızca oturduktan, ardından duvarı izleyerek hayallere daldıktan sonra Ceylan Hanım’ın masasının başında dikildiğini fark etmesiyle irkildi. İki gün önce aynı şeklide yakalandığında yediği “Çalışmayacaksan burada işin ne? Zaten öğrencisin doğru düzgün bir şey de bilmiyorsun ki!” temalı azarlar, yaşadığı duygusal patlama, mavi ışıklı tuvalette ayna karşısındaki boş ve mutsuz bakışları, akan makyajı, derinde alay içeren bir iki teselli cümlesi gözlerinin önünden hızla geçti. Bu sefer de aynı sıralamayı yaşamaktan korkan Cansu hemen sandalyede doğruldu ve “Nasıl yardımcı olabilirim Ceylan Hanım?” diyerek ilk cümleyi söylemeyi başardı. Katı ifadesi bir anda yumuşayan Ceylan Hanım’ın ağzından bu sefer sert azar cümleleri yerine tatlı rica cümleleri dökülmeye başladı: “Canım biliyorum üç gün önceden izin aldın ama biliyorsun Ahmet de plansız olarak bugün gelemedi. Onun katılıp not alacağı toplantıyı ve öncesinde gelecek konukları ağırlama ekibine yardımcı olacağını hatırlıyorsun değil mi? Bu durumda senin birkaç saatlik iznin geçerli olamıyor, yardıma ihtiyacımız var. Toplantıya kalmasan olur ama karşılama ekibine katılman gerekli. Üzülme bu kadar canım, asma suratını böyle! Alt tarafı bir saat daha kalacaksın burada, iki çay ikram edeceksin."


Cansu on beş yaşındayken bir sabah ilk defa bir dudak parlatıcısını sürüp ilk sevgilisiyle buluşmaya gitti. Annesi akşama günün ayrıntılarını dinlerken birkaç saat önce konulan kanser teşhisine rağmen şefkatli gülümsemesini yüzünden hiç eksik etmedi.


Ceylan Hanım masasından uzaklaşırken hafifçe başını sallayan Cansu içinden hem Ahmet'e hem Ceylan Hanım'a söverken buldu kendini. Hayret, nasıl olmuştu da yalaka Ahmet bu önemli günde hasta olmuştu, oysa asıl bugün gelip samimiyetsiz iltifatlarıyla yapay kahkahalar oluşturmalıydı ofiste ve ilgiliymiş gibi davranmalıydı konuklara! Ya Ceylan Hanım'a ne demeliydi, zaten birkaç saatten bir şey olmasaydı izin almazdı ki Cansu! Ah bir de kendini zeki sanıyordu böyle cümleler kurunca ve mevkiinin getirisiyle cevap alamayınca.


Sinirleri bozulmuş bir biçimde otururken ve titreyen ellerini masanın üzerine koymuş bir şeylerin olmasını beklerken saçmaladığını fark etti. Kimse gelip “Pardon Cansu Hanım bir hata oldu, bugün erken çıkabilirsiniz, yıllar sonra kanseri nükseden anneniz için bir aydır planladığınız sürpriz doğum günü partisine geç kalmanız için herhangi bir sebep yok.” demeyecekti. Kimsenin Cansu ve özel hayatıyla ilgilenmemesi bir yana, kimsenin Cansu’ya Hanım dediği de yoktu. Hemen o an eşyalarını toplayıp gitmeyi düşünse de bunu yapamayacağı aşikârdı. Gelecek dönem okulda derslerine devam edebilmek için staj belgesine ihtiyacı vardı ve bundan vazgeçemezdi.


Aklına başka bir çözüm yolu gelmeyen Cansu, her istediğini alan Ahmet’in böyle bir durumda ne yapacağını düşündü ve önceden izin aldığı saatte habersizce çıkıp gitmeyi kafasına koydu. “Ertesi sabah bir mazeret uydururum veya birkaç saat sonra birine hastalandım diye mesaj atarım.” Dedi kendi kendine ve kıkırdadı “iki çayı da Ceylan Hanım ikram etsin bakalım!”


Ortalama bir ofis gününü tamamlamak için gereken şevki bu plan sayesinde bulan Cansu günün geri kalanında pek zorlanmadı. Masasının üzerindeki dosya yığınının arasına karıştı, sürekli ters bakışlarına maruz kaldığı Selin Hanım’ın isteklerini söylenmeden yerine getirdi, değişik bir gülüşü olan Gürkan Bey’e aklına takılanları sorma bahanesiyle yaklaşıp hayali hastalığı için hayali semptomlar yaşadı ve saati dört buçuk etmeyi başardı!


Tüm ofisin gelecek konuklar için yaptığı son hazırlıklar sayesinde kendini fark ettirmeden toplandı ve hızla indiği beş kat merdiven sonrası bacakları titreyerek işlek sokaklara karıştı. Otobüs durağına yürürken teyzesinden gelen ve her şeyin yolunda olduğunu bildiren mesajla istemsizce gülümsedi Cansu, sonunda aylardır hayalini kurduğu gün gelmişti ve birkaç can sıkıcı olay dışında -ki onlara da geçici çözümler bulmuştu bile- her şey yolundaydı! Annesi ve sevdikleriyle geçireceği akşamı ve annesine aldığı parlak kolyeyi düşleyerek mutlu adımlarla yürürken yılların alışkanlığıyla yolu kontrol etmeden caddeye adımlarını attı ve karşıdan karşıya geçerken hızla kendisine doğru gelen mor bir arabanın altında kaldı. Yerde yatan vücuduna vuran güneş ışıkları ve ambulans sesleri eşliğinde vücudunun usulca uyuşmasına izin verdi.


Cansu yirmi bir yaşındayken bir akşam kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmeye çalışırken trafik kazası geçirdi ve üç dakika içinde hayatını kaybetti. Kendisine yapılacak sürpriz doğum günü partisini önceden sezen ve sabırsızlıkla Cansu’yu bekleyen annesi haberi üç saat sonra aldı.

Son Yazılar

Hepsini Gör

No: 7

Kötü yanı bu oldu işte, çok fazla kahveci var etrafta ve ilk bakışta hangilerinin gerçek kahveci olduğunu anlayamayabiliyorsun. Önce isimleriyle ilgini topluyorlar ve içeri adımını attığında seçtikler

Ne Yapacağım Şimdi Ben

Yüzüne vuran turuncu ışıkla uyandı. Gözlerini kırpıştırarak etrafa bakındı, bir arabanın sürücü koltuğunda oturuyordu. Ne de karmaşık rüyalar görmüştü öyle. Yaklaşık on saniye boyunca başını koltuğa y

Düşler Gibi Hala

Çilleri vardı. Çok belli etmezlerdi kendilerini ama baharın son günlerinden birinde, suratına yansıyan akşam güneşinin altında görebilirdiniz onları; burnunun üzerinde birkaç tane ve bir o kadar da ya

Comentários


bottom of page