top of page

Bir Kendini Keşfetme Anı– Ağlamak – Zayıflık mı Yoksa bir Güç Gösterisi mi?

Duygularımı saklamak benim için hiçbir zaman kolay olmadı. Genel olarak bir konudaki hislerim net ise bunun bir dışavurumunu da taşıyorum, diye düşünüyorum en azından. Genel olarak keyifli ya da keyifsiz olduğunu göstermenin çeşitli yolları var tabii ki. Ağlamak da bunun en çarpıcı yollarından biri sanırım. Hem mutluluk hem de mutsuzluk göstergesi olabilecek bu eylem, benim için her zaman şuan ki kadar kolay ulaşılabilir değildi. Son zamanlardaki fazla ulaşılabilirliği ise benim için biraz can sıkıcı olmaya başladı.


Genel olarak her şeyin normal ve sıradan olduğu kabulüyle güne başlamak herhalde modern insanın rutini haline gelmiş olsa gerek. Ya da üzerine düşündüğüm zaman ben böyle olduğunu varsayıyorum. Nitekim, sabah uyandığımda o günün farklı, özel, çok iyi ya da çok kötü olduğu inancıyla değil, rutinine uymak dürtüsüne karşı koyamayan bir canlı olarak başlıyorum. Ama zaten böyledir yani, aynaya bakarsın ve evet sensindir, ki aslında aynaya bakmaya dahi gerek yok. Eğer aksini gösterir bir emare yoksa sen sen'sindir ve o gün öylece başlayıverir. Hayatımın tamamına yayılmış olan bu normalleşme içerisinde insan kendi eylemlerinin de, özellikle üzerine düşünmeden yapılan şeylerin normal olduğu kabulüyle yaşıyor. Benim de aslında bir yandan oldukça normal olduğunu kabul etmek istediğim ama artık bazı durumlarda kafamın içinden “NEDEN BÖYLE YAPIYORSUN BERRAK” sesini atamadığım (aslında iç sesimle konuşurken kendi ismimi hiç kullanmıyorum, bir hitaba gerek olmuyor yani, ama yine de öyle yazdım, yalan bir beyan birazcık) (siz kendinize hitap ediyor musunuz kafanızın içinde?) bir şeyler var, ağlamak da bunlardan biri haline geliyor. Böyle dediğimde 7/24 ağlıyorum sanılmasın ama belki de bir süredir bunu okuyan birçok insandan daha sık ağlıyorum (benim engin istatistik bilgisi). Bunun sebebi her ağlama öncesinde başıma elim olaylar gelmesi değil de kendimi genel olarak hassas, korumasız ve yalnız hissediyor olmamdan kaynaklandığını yeni yeni düşünmeye başladım. Belki okurken bu size bariz gözükebilir ama benim için yavaşça gelişen ve gitgide dozu artan bu durumu fark etmek maalesef biraz zaman aldı.


Aslında bir süre refleks olarak bunun normal olduğuna kendimi ikna etmek istedim en başta. (Halen ağlamanın oldukça doğal olduğunu düşünüyorum, o konuda yanlış anlaşılmak istemem) Yani temel düşüncem, eğer ağlamak o an hem zihinsel hem fiziksel olarak ortaya çıkan bir durumsa bunu neden bastırmak gereksin ki düşüncesi bana mantıklı geliyordu. Zaten mantıklı da, duyguları ve düşünceleri bastırmamak gerek. Sıkıntılı durum şu, ya ağlamak bana oldukça kısa süreli (veya hiç) rahatlama sağlıyorsa? Kendi durumumda, kendimi izlemeye başladığımda son zamanlarda her şeyin beni ağlatma potansiyeli olduğu açıkça ortaya çıktı. Bir süredir, duygunun büyüklüğü ve etki alanı fark etmeksizin bana hüzün veren, mutluluk veren, gurur duymama sebep olan, zevk veren her şey gözlerimin dolmasına sebep olabiliyor. Oldukça uzun zamandır hoşuma giden eski bir şarkıyı dinlerken gözlerimin dolması aşırı melodramatik (kelimeyi doğru kullanmamışım gibi sanki) geliyor. İlk başta ağlayarak stresimi boşalttığımı ve duygularımın açığa çıkmasına yardım ettiğimi düşünüyordum fakat artık bunun daha derinde çoktan bastırmış olduğum daha başka sorunlarıma işaret ettiğini düşünüyorum.


Genelde bu tarz kendimle ilgili derin konularda DIY tespitlerde bulunduğumda bunu bir Google araması ile taçlandırmayı seviyorum. Google araması ile karşıma çıkan şeyleri okumak kendimi daha az yargılamamı sağlıyor sanki. Peki söz konusu arama-araştırma nasıl mı yapılıyor? Hadi DIY öz tespit adımlarına birlikte göz atalım;


1. Mecraya Giriş: Tarayıcı > Seçenekler > Yeni Gizli Pencere

Bu tarz araştırmalardan önce hep gizli sekme kullanıyorum. Çünkü birazdan arama çubuğuna yazacağım uzun cümle ve soruların bir gün bir şekilde karşıma tekrar çıkarak moralimi bozması ihtiyacım olan en son şey, biliyorum. En beklenmedik anda gelecek bir otomatik tamamlama ya da arama geçmişi o gün tadınızı tümüyle kaçıracak bir şey olabilir, bunu engellemek önemli! Artık mecramızda online’ız ve fütursuzca yapılacak aramalara hazırız.


2. Sanatın İcrası: Kafamdaki soru işaretini kimi zaman bir durumu belirten kimi zaman da soru yönelten bir cümle ile açıkça ifade etmek, işte bu gerçek bir sanat. İngilizce çok fazla dergi, blog, medikal bloglar, bültenler vs çıkabildiği için aramalarımı genelde İngilizce yapmayı tercih ediyorum. Açıkçası bunu söylemek çok hoşuma gitmiyor ama kadın dergilerinin/bloglarının websitelerinde yazan şeyleri okumak bile bazen ihtiyacım olan merak giderme ve kendimi yalnız hissetmeme ihtiyacımı karşılayabiliyor. Tabii ki buradaki püf nokta, aramanın tam olarak istediğim şeyi net bir şekilde ifade edebilmesi. Her zaman çok kolay olmayabiliyor kafamdaki bir hissi ya da detaya kaçan bir hezeyanı belli bir perspektiften yakalamak ama inanın ki hiçbirimiz o kadar özel değiliz, elbet birileri de aynı şeyleri düşünmüş/hissetmiş ve bu konuda Google’da karşımıza çıkabilecek bir içerik üretmiş oluyor. Çıkan arama başlıkları tatmin edici hale gelinceye kadar farklı aramalar yapabiliriz, aramalarımızı farklı sekmelere de bölebiliriz. Bunu rahatsız edilmeyeceğimiz ve rahatça vaktimiz olan bir zamanda yapmak önemli, ben genelde uyumadan önceyi tercih ediyorum.


3. Derine İnebilmek: Artık yapmamız gereken tek şey çıkan başlıklara ve ön izlemelere göz atarak düşüncemizle alakalı olan ya da bir şekilde bakarken dikkatimiz çeken linklere tıklamak. Farklı sekmelerde oluşturduğumuz kaynakların hepsini tek tek ziyaret ederek okumalar yapmaya ve konuşan örnek resimlere göz atmaya artık hazırız. Bu şekilde belki biraz yol gösterilmesine ihtiyacımız olan düşüncelerimizi şekle sokabilir, biraz forum okuyabilir, insanların içeriğiyle eğlenebilir veya konu üzerinde arka plan düşünmesi yaparak aradığımız bir aydınlanmaya erişebiliriz.


Nitekim ben de bu şekilde yaptığım bilimden uzak Google’a yakın araştırma ile, belki de bu kadar ağlamaklı olmamın kendi kendime bir yardım çığlığı olduğu ve artık bunun üzerine yoğunlaşarak kendime yardım etmem gerektiği sonucuna ulaştım. Hayat hiçbir zaman kolay değil, ama bazen de hiç kolay değil. Belki de uzun süredir çok da bilinçli olmadan derine ittiğim düşünceler ile yüzleşmem gerekiyor ki kendi kendine yetebilen birey olduğum günleri yeniden yaşayabileyim utanmadan ve saygısızca. Konuya ilişkin daha fazla detay vermek bana kendimi daha da kötü hissettirebileceğini sezdiğim için yazının bu noktasında daha da derine inmeyi reddediyorum şuan (LOL).


Bu yazıya başlamadan önce atmış olduğum başlığıma geri dönerek konuyu siz sevgili okuyucularım için bağlamam gerekirse eğer; bence ağlamak aslında bir güç gösterisi. Genel olarak duygularını gösterebilen insanların güçlü olduğuna dair düşüncem baki. Kişinin aslında hassas nokta olarak işaretlenen duygularını sahiplenerek bunları dışa vurması güçlü olmasının yanı sıra çekici bir durum hatta. Buna rağmen, ağlamak her ne kadar cesur bir eylem olarak ortaya çıkabilecek ve güçlü şeyler sembolize edebilecek olsa da, bu her zaman öyle olacağı anlamına gelmiyor. Bazen üst katmanını kaldırdığımızı düşündüğümüz şeyler aslında çoklu katmana sahip çıkabiliyor, tıpkı bir soğan gibi! Ve ben soğan doğramaktan hiç hoşlanmam, ne kadar da hoş.


Belki de, bazen sadece kafamın içindeki sert bir düşünceyi (inadı) kırmam, onu eritmem, sonrasında mum yapmam ve loş bir odada o mumu yakarak meditasyon yapmam gerekiyor diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz.

Son Yazılar

Hepsini Gör

No: 7

Kötü yanı bu oldu işte, çok fazla kahveci var etrafta ve ilk bakışta hangilerinin gerçek kahveci olduğunu anlayamayabiliyorsun. Önce isimleriyle ilgini topluyorlar ve içeri adımını attığında seçtikler

Ne Yapacağım Şimdi Ben

Yüzüne vuran turuncu ışıkla uyandı. Gözlerini kırpıştırarak etrafa bakındı, bir arabanın sürücü koltuğunda oturuyordu. Ne de karmaşık rüyalar görmüştü öyle. Yaklaşık on saniye boyunca başını koltuğa y

Comments


bottom of page